Ahmetler Köyü

Köyümüzü, yöremizi, kültürümüzü tanıyalım, tanıtalım.

15 Ocak 2017 Pazar

Ahmetlerde Kekik Yağı Sıkılması

Teknolojinin gelişmesiyle kaybolmaya yüz tutmuş bazı uygulamalar yurdumuzun bazı yerlerinde hala devam etmektedir. Söz gelimi kara üzün pekmezi sıkma, kekik yağı sıkma, defne yağı sıkma, gibi eskiden kalma gelenekler köyümüzde az da olsa devam etmektedir. Daha önce bir yazımda kekik yağının nasıl sıkıldığını anlatmaya çalışmıştım. Burada bu anlattığım geleneği video ile göstermeye çalışacağım. Çalışmamızı daha iyi anlayabilmek için önceki resimli yazı okunursa daha iyi olacaktır. Söz gelimi imbik içindeki buhardan yoğunlaşıp dışarıya akan kekik suyunu akıtan kıvrımlı düzenek yazı içindeki şekilde daha iyi görülüp anlaşılabilir. Yazımızın bağlantısı aşağıda verilmiştir
...


video
........................................................................................

You tube kanalıyla da benzer bir videomuzu izleyebilirsiniz. Aşağıdaki bağlantıyı tıklayın:

24 Temmuz 2016 Pazar

Susuz Çeşme

Susuz Çeşme
"Bu çeşme nasıl çeşme, su içecek tası yok.
Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok."
Gökyaçı'dan aşağıddaki susuz çeşme.
Şimdi aşağıdaki düzlükte akan yeni çeşme.

2016 yılı Haziran ayı sonları. Yaylada komşular arasında su anlaşmazlığı olmuş. Keşif çıktı. Biz de gittik. Çırlavık’taki obalardan yukarıdaki Gökyalçı denilen yerdeki su kaynakları bakıldı. İnsanlarımız Gökyalçı’nın aşağısındaki yamaçta kümeler oluşturup konuştular. Yaylanın temiz havasını soludular, Çırlavık’ın çelik gibi soğuk suyunu içtiler; canlarına can katıldı.
Yamacın ortasında sağ kıyıda kayalara yakın yerde susuz bir çeşme var. Önünde de çakıllarla dolmuş beton bir tekne. Kimimiz bu çeşme ile tekneyi gördü, kimimiz farkına bile varmadı. Ben çeşme ile beton tekneyi görünce hüzünlendim. Çocukluk anılarım canlandı. Canlanıp gözlerimin önüne geldi.
Çünkü bu çeşmenin beton teknesini ben yapmıştım.
O zaman Gökyalçı’daki su kaynakları toplanmış, bir arkla bu çeşmenin olduğu yere kadar getirilmişti. Ark hayvanların gezerken yuvarladıkları çakıllarla dolmasın diye yassı taşlarla kapatılmıştı. Suların getirildiği yere bir duvar yapılmış, duvarın arasına ağaç bir oluk konmuştu. Ağaç oluktan sular altındaki ağaç tekneye akardı. Çırlavık’ta obada yaşayan insanlar içme, kullanma sularını bu ağaç oluktan doldururlardı. Bütün hayvanlar o ağaç tekneden sulanırdı. Ağaç tekneden taşıp akan suların birikmesi için yerlere yalaklar kazılmıştı. Yalakların kenarları hayvanlar su içerken çamur olmasın diye say taşlarla döşenmişti. Çeşmenin sağ tarafındaki kayalıklar sürülerden birinin eşmesiydi. Öğleyin eşmede dinlenen hayvanlardan susayanlar gelip bu tekneden sulanırdı. Çırlavık çeşmesinin yakınında bulunan Sayyatak, Tomsubaşı, Eğrikar gibi yerlerdeki diğer obaların hayvanları da buradan sulanırdı. Ağaç tekneler zamanla çürüyüp eskiyince yenisi getirilip konurdu. Bu biraz zahmetli olmalıydı ki büyükler buraya da Aldürbe Çeşmesi’nin önündeki gibi beton bir tekne yapmayı düşünmüşler.
Tekne yaptırma işini dayım Sarı Mehmet (Mehmet Güngör) üstlenmiş. Çeşmenin olduğu yere Akseki’den çimento torbaları develerle getirildi. O zaman motorlu taşıtların gelmesi için yol yoktu. En çok işe yarayan taşıt aracımız da develerdi. Yine develerle kalıp tahtaları, Kumlu Boğaz’da doldurulmuş olan kum çuvalları taşındı. Kazma, kürek, mala, keser, bıçkı, çivi tamamlandı. Helva yapmak için un, şeker, yağ tamamdı. Helvayı yapacak adam gerekti. Ama helva yapacak adam bulunamamıştı. Usta yoktu. Koyunun olmadığı yerde keçiye “Abdurrahman Çelebi” demişler. Adam yokluğunda gözler bana çevrildi. Ben o günlerde ilkokulu bitirmiş olmalıyım. Oğlak çobanı olmuşum. Oğlak güderken boş kalınca kaşık, oklava gibi el işleri yaptığımı; derelerde oyuncak değirmenler yapıp döndürdüğümü görmüşler. El yeteneklerimin iyi olduğunu anlamışlar. Keser, bıçkı kullanmasını da bildiğime göre “Bu çocuk bu tekneyi yapar. Başka usta aramayalım.” demişler. Dayım aynı zamanda obanın en büyüğü. Herkes onu sayar, onun sözüne değer verir. Dayım bir gün tuttu kolumdan, getirdi çeşmenin başına. Beni beton tekne yapımı için “ustabaşı” tayin etti. Kol kırıldı, boyuna yük oldu. Bu iş ya yapılacak, ya yapılacak. Keseri, bıçkıyı elime verdi. “Hadi başla!” dedi. Başladık.
Dayım tabana düz taşlar döşedi. Üstüne çakıllı harç ile beton döktük. Yan duvarların kalıplarını çakmak bana aitti. Kendi bildiğime göre yapmaya çalışıyordum. Ama ben ustabaşı olmama rağmen dayım ikide bir bana emirler veriyordu. “Şunu şöyle yap, bunu böyle çat…“ Dayımın işime karışması hoşuma gitmedi. Dayımın aksi bir adam olduğunu söylerlerdi. “Kız halaya, oğlan dayıya çekermiş.” Ben de biraz dayıma çekmiş olmalıyım ki aksilik yapmada ondan geri kalmadım. Karışmalarına bir sabır ettim, iki sabır ettim; sonunda bardak taştı. Keseri bıçkıyı bırakıp kenara çekildim.
“Dayı, usta sen isen al şu keseri, bıçkıyı kalıbı kendin yap. Yok, usta ben isem işime karışma. Bak, bir daha işime karışırsan varır giderim.”
Dayım işimi beğenmiş olmalı ki, aksilik yapmadı. Yelkenleri indirdi. Mum gibi oldu.
“Tamam dayısı. Usta sensin. Hiç karışmıyorum. Bildiğin gibi yap. Ben ustanın yanında işçiyim,” deyip beni de yumuşattı. Ondan sonra tarif edip emir vermedi. Yardım etti, benim istediğim plandan kalıbı çakıp, kalıbın içine düzgün taşlarla çimentolu harç ile duvar ördük. Kalıp sökülünce duvarı sıvadık. Güzel bir tekne oldu. Bu çeşme bir süre “Sarı Mehmet Çeşmesi” olarak anıldı. Daha sonra değişiklik oldu mu bilmem ama beton tekne hala sapa sağlam içi çakıllarla dolmuş haliyle duruyor. O şekilde görünce duygulandım. Eski bir tanıdığımı, bir dostumu görmüş gibi oldum. Yardımlarını gördüğüm bir yakınımmış gibi geldi bana. Çeşme zamanında başkalarına güzel hizmetler vermiş ki biz burada şimdi iyiliklerini anıyoruz. Sonra da zamanı dolunca kullanılmaz olmuş, bu duruma düşmüş.
Adama sormuşlar:
“Mamur mu çok, viran mı?”
“Viran,” demiş adam.
“Niye ki bak her taraf mamur, yeni yapılarla dolu.”
“Mamurun sonu da viran değil mi?”
Bir gün gelecek her birimiz bu susuz çeşme gibi, beton tekne gibi işe yaramaz duruma geleceğiz. Bunları düşününce aklıma bir soru geldi, kendi kendime sordum:
“Bu kuru çeşme, çeşme iken bile zamanında insanlara da, diğer canlılara da hizmetler vermiş, iyilikler yapmış. Şimdi onu hizmetleri ile iyilikleri ile anıyoruz. Acaba bir süre sonra ben de bu çeşme gibi işe yaramaz hale gelince iyiliklerimden söz edilecek bir şeyler bırakacak mıyım geride?”
Bırakabilecek isek ne mutlu bize!

22 Şubat 2016 Pazartesi

Ahmetler Köyü'nde Geçmiş Yıllarda Çalışmış İmamlar

Köyümüzde geçmişte yaşamış imamları araştırırken elimize geçen bir yazılı kaynağı da buraya ekleyelim. Köyümüzün yayla davasının geçmişini incelerken eline geçen bu belgeyi bizimle paylaştığı için Mehmet Aslan’a teşekkür ederiz.
BELGENİN (Osmanlıca) ÇEVİRİSİ

Muktezâsı Ruus-ı Hümâyûn'dan [görüle.]
Bu makûle karyenin kurb ve civârında edâ-yı salât-ı Cuma ve îdeyn olunur câmi-i şerîf olmadığı hâlde ashâb-ı hayrâtın binâ eylediği mescid-i şerîfe müceddeden minber vaz' ve ikâme-i salât-ı Cuma ve îdeyne izn-i hümâyûn-ı hazret-i şâhâne erzânî ve ber-vech-i hasbî hitâbeti dahi bazı kesâna tevcîh buyrula geldiği mesbûkdur. Emr u fermân devletlü sultânım hazretlerinindir.
Mutâbıkdır.
(Tatbik Mührü)
Der‑i devlet-mekîne arz-ı dâî-i kemîne oldur ki, Livâ-i Alaiye kazalarından Senir maa Düşenbe Kazası'na tâbi Ahmedler Karyesi ahâlîleri meclis-i şer'a hâzırûn olup şöyle istirhâm ederler ki; Vakt-i sabâvetlerimizde karyemize tâûn-ı vebâ istîlâsıyla ekser ahâlîlerimiz fevt, bizler sıbyân ve bîkes kalmalarımız ile civâr kurâlarda idâre ve kendi karyemiz muattal ve harâb ve perîşân ve hâlî kalup hamden lillâhi teâlâ on sene akdemlerde kemâ fi'l-evvel terâküm olduk ve karyemizden es-Seyyid Veliyyüddin bir mescid-i şerîf binâ edüp evkât-ı mefrûzayı edâ ve salât-ı Cumayı karye-i âharda edâ eder isek dahi vakt-i şitâda Kozlu Irmağı'nın cûşuyla ekser evkât edâ-yı Cuma edemediğimizden mescid-i mezbûra bir minber vaz' olunmasına icâzet-ı hazret-i cihândârî ve ol bâbda bir kıta fermân-ı celîlü'ş-şân birle, işbu bâ'is-i arz-ı ubûdiyet erbâb-ı istihkâkdan Menlâ Mehmed bin Hasan dâîlerine ber-vech-i hasbî hitâbet-i mezkûru tevcîh ve yedine berât-ı şerîf-i âlîşân sadaka ve ihsân buyrulmak ricâsına i'lâm ediver deyü ibrâm etmeleriyle vâki-i hâli pâye-i adâlet-vâye-i serîr-i a'lâya arz birle i'lâm olundu. Bâkî emr hazret-i men lehü'l-adl ve'l-ihsânındır. Hurrire fi'l-yevmi's-sâbi'-i aşer min şehr-i Saferi'l-Hayr sene hamse ve hamsîn ve mieteyn ve elf.

El-abdü'd-dâî li'd-devleti'l-aliyyeti'l-Osmaniyye
Ahmed el-Müvellâ hilâfe be-kazâ-i Senir maa Düşenbe
Fî 5 Ca. Sene 55, Yazıldı.
BELGENİN SADELEŞTİRİLMİŞ (Türkçe) HÂLİ

Ruus Kalemi tarafından gereğinin yerine getirilmesi [uygundur].

Bu gibi köylerin çevresinde Cuma ve bayram namazları kılmak için her hangi bir cami bulunmadığı durumlarda hayır sahiplerinin yaptırdıkları mescide yeni bir minber yerleştirilerek Cuma ve bayram namazları kılınmasına padişah tarafından izin verildiği ve her hangi bir ücret olmaksızın hatiplik görevinin de bazı kişilere verile geldiği olmuştur. Emir ve ferman devletli sultanım hazretlerinindir.
Devlet'in sağlam kapısına bu aciz duacınız şöyle arzuhâl eder ki; Alaiye [Alanya] Sancağı kazalarından Senir‑Düşenbe [Manavgat/Melas Çayının  Ahmetler tarafı] Kazası'na bağlı Ahmetler Köyü ahalileri mahkeme huzuruna gelerek;
"Çocukluk çağlarımızda köyümüzde veba salgını olup köylülerimizin çoğu öldüler. Bizler de çocuk başımıza kimsesiz kaldığımızdan çevre köylerde hayatımızı devam ettirdiğimiz için köyümüz boş, harap ve perişan bir halde kalmıştı. Allah'a şükür on sene (1829…) kadar önce eskisi gibi tekrar bir araya geldik. Köyümüzden Seyyid VELİYYÜDDİN bir mescit yaptırdı. Farz namazları burada kılıp Cuma namazlarını başka bir köyde kılmaktaysak da kış mevsiminde Kozlu (Kapuz Çayı?) Irmağı'nın taşması sebebiyle çoğu zaman Cuma namazlarını eda edememekteyiz. Bu sebeple köyümüz mescidine bir minber yerleştirilmesine izin verilmesini ve işbu arzuhâlin yazılmasını sağlayan ve kendisi [imam-hatiplik için] yeterli bulunan Hasan oğlu Molla MEHMET'e hatiplik görevinin karşılıksız olarak verilmesini ve eline bir berat sadaka buyrulmasını ilgili makamlara bir ilamla iletiversen"
Diye istirham etmeleri üzerine durum yüce makamınıza arz edildi. Bundan sonra emir siz adaletli ve iyilik sahibi efendimizindir.
Tarih: 17 Safer 1255 / 2 Mayıs 1839
Osmanlı Devleti'nin Duacı Kulu
Senir‑Düşenbe Kazası Kadısı Ahmet
5 Cemaziyelevvel 1255 / Milâdi 17 Temmuz 1839, Yazıldı.

Demek ki adını öğrenebildiğimiz, geçmişte köyümüzde imam olarak çalışmış kişilerden birisi  Hasan oğlu Molla Mehmet’tir.

Bundan sonraki tanıttığımız imamları köylülerimizin yaşlılarından sorup öğrendik.


Veli Fakı: Veli Fakı Hacı Hatip’in dedesidir. Keramet sahibi olduğu söylenir. Osmanlı İmp. son dönemlerinde yaşamış olmalıdır.
Hacı Hatip:
Hacı Hatip 6 ayda deve ile hacıya varıp gelmiş. Çok varlıklı ve konuksever imiş. Köy odasına günde beş kere yemek sinisi çıkardığı söylenir. O zamanlar köy civarında orman kesimi yapılıyormuş. Kesimi yapan tahtacıların ihtiyaçlarını karşılamak için bakkal dükkânı açıp onlarla ticaret yapmış ve varlığının çoğunu buradan kazanmış. Seferberlikte Hacı Hatip’in evi eşkıyalar tarafından birkaç kere soyulmuş.
Hacı Hatip’in adı Mustafa’dır. Okuma yazma bilmediği halde zamanında bilgili ve etkili bir kişi olarak tanınan Hacı Hatip Cuma namazların kıldırır, büyük bir belagat ile vaiz verirmiş.

MEDRESE MEZUNU İMAMLARIMIZ:
Molla Mehmet: Molla Mehmet Belenköy kökenlidir. Sonradan köyümüze gelip yerleşmitir. Köyümüzde imam olarak da çalışmıştır.
Molla Mahmut: Molla Mahmut ve Molla Abdullah köyümüzde doğup büyümüşlerdir. Köyümüzde Orman Bakım Memurluğu ve Muhtarlık yapmışlardır. Sonradan ikisi de Manavgat’a göçmüş ve orada ticaretle uğraşmışlardır. Köyde iken imamlık da yapmışlardır.
Molla Abdullah
Örenyakalı Mustafa Hoca
Molla Ali: Molla Ali de köyümüzde doğup büyümüştür. Hacı Hatip’in oğludur. Başka köylerde de imamlık yapan Molla Ali köyümüzde senelerce fahri olarak imamlık yapmıştır.
Biroslu Ali Efendi: Ali Efendi Hoca’nın köyümüzde 32 sene imamlık yaptığı söylenir. Anam, babam namaz surelerini ve diğer dini bilgilerini Biroslu Hoca'dan öğrenmişler. Ben ve yaşıtlarımız da Biroslu Hoca’da okuduk.
Erteşeli Ali Hoca.
YAYLADA ÇALIŞMIŞ İMAMLARIMIZ:
Ramazan ayında yaylada Bozlağan’da teravih ve diğer namazlar için Cırıklı’dan Mudulu Mustafa birkaç sene hoca tutuldu. Tomsu Başında Molla Mahmut ve Molla Abdullah da ramazanda namaz kıldırdı. Yaylada Tomsu başında İlvatlı Deli Bekir de namaz kıldırdı. Deli Bekir aynı zamanda eşeğinin heybesinde esans, ayna, iğne, boya, kına, boncuk satar ve alışveriş yapardı. Yağ, kıl, yün, peynir alırdı. Yanındaki Cüce, Antep malı alaca satardı.
Erengeriş’li Molla Mustafa Kuyu’da kırk sene fahri olarak imamlık yaptı. Köylüler de ona fitre ve zekâtlarıyla destek olurlardı. Molla Ali de bir sene Eğrigar’da namaz kıldırdı. Molla Ali yaylaya Tekeli ile beraber çıkardı.
Bu imamlarımız 1960 yılı öncesi çalışmış imamlarımızdır. Bu imamlar büyük olasılıkla Akseki’ye bağlı Geriş ve Sülles (Güzelsu) bölgelerinde bulunan medreselerde okumuşlardır.

KURAN KURSU MEZUNU İMAMLARIMIZ:
Mehmet Çetin – Döşemealtı’ndan
Gönyatlı Naim Hoca

KURAN KURSU MEZUNU VE KADROLU İMAMLARIMIZ:
Ramazan Kahraman: Korkuteli (Köyümüze gelen ilk kadrolu imamdır.)
Yusuf Hoca
Bu imamlarımız Kuran kursunda okumuşlar ve kadrolu olarak görev yapmışlar.
İMAM – HATİP OKULU MEZUNU İMAMLARIMIZ:
Hasan Kocademir: Hasan Hoca Ahmetler doğumludur. İmam-hatip okulu mezunudur ve köyümüzde kadrolu olarak çalışmıştır. Hasan Hoca'dan sonra köyümüze İmam-hatip okulu mezunu imamlar gelmiştir ve kadrolu olarak çalışmışlardır.
Yılmaz Hoca  - Ispartalı
Ramazan Susamcı - Seydişehirli
Mustafa Arı - Ordulu
Seyyit Ali Hoca
Sami Çevik: Sarıveliler - Karaman
Ali Serhatlı: Nevşehir. Sami Çevik askerlik yaparken geçici olarak çalışmıştır.
Sami Çevik: Sami Çevik Haziran 2015 de köyümüzden ayrılmıştır. Sami Çevik köyümüzden ayrılınca yerine kadrolu olarak atanan imam askerde olduğu için yerine geçici olarak 17.07.2015 tarihinde 6 ay çalışmak üzere İshak Sazan atanmıştır.
İshak Sazan: Manisa – Gördes – Köseler’de 20.11.1994 tarihinde doğmuştur. Manisa – Demirci Anadolu İmam Hatip Lisesini bitirmiştir. Aynı zamanda hafızdır.
Yavuz Kurakcı: 10.10.1989 Bayburt doğumlu olan Yavuz Kurakcı ilk ve ortaokulu Bayburt'ta okudu. Lise sınavlarını açık öğretim yoluyla verirken bir yandan da Trabzon-Of-Ballıca kuran kurslarına devam edip kurslardan hafız olarak çıktı. 2007-2011 yılları arasında İsmail Ağa, Çirazlı medreselerinde arapça öğrenimini tamamladı. 2011-2014 zaman diliminde kuran kurslarında hafızlık hocalığı yaptı. 2014-2015 senelerinde askerlik görevini tamamladı. İzmit ve İstanbul'un çeşitli semtlerinde fahri olarak imamlık yapan ve evli olan Yavuz hocamız 20.11. 2016 tarihinde köyümüze imam olarak atandı.

...
Köyümüz nüfusundan olan emekli imam Yaşar Küçükdemir kışın Serik’te yaşamakta, yaz aylarında köyümüzde kalmaktadır. Kadrolu imamımız izinli olarak köyden ayrılırsa Yaşar Hoca fahri olarak bu görevi yapmaktadır.
Yine köyümüzde doğup büyümüş ve köyümüzde imamlık da yapmış olan Hasan Kocademir emekli olmuş ve Manavgat’ta yaşamaktadır. Köyümüzle bağını koparmayan Hasan Hoca ölüm, mevlit, nişan, düğün gibi özel günlerimizde ve dini bayramlarımızda köylülerimizin yanında yer almaktadır.
Hepsini iyilikleri ile ve hayırla anıyoruz. Allah hepsinden razı olsun.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Elimizin Ulağını Kaybettik

Bazı haberleri duyunca şok oluruz. “Hayır, olamaz” deriz. Ya da  “Doğru olmasın bu haber” deriz. “Ahmet ölmüş” haberini duyunca da böyle bir tepki geldi içimden: “Hayır, doğru olmasın bu haber!”
Herkesin sevdiği, herkesin elinin ulağı Ahmet’i kayıp mı ettik şimdi? Yapma yahu.
Ahmet’in nasıl bir adam olduğunu, köyümüzde ne kadar sevildiğini daha önceki bir yazımda anlatmaya çalışmıştım. Bana göre Ahmet nasıl bir adamdı. Önceden yayınlanmış olan bu yazıyı onun ardından bir kere daha paylaşmak istiyorum. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır dileyelim. Hepimizin başı sağolsun.


 

Elimizin Ulağı

Pazartesi, 09 Kasım 2009 08:37
“Ahmet, köyde elimizin ulağı…”
Bu sözü çok kişiden duymuşuzdur.  Peki ulak nedir? Sözlükte ulak karşılığında “haberci” yazılıdır. Ahmetler’de ise “kısa ip” anlamındadır. “Elimin ulağı” deyince, en çok kullandığım, en çok işe yarayan anlamları ortaya çıkar. Yani Ahmet de bizim köyde en çok işimize yarayan elimizin ulağıdır.
Köyde şöylesine konuşmalara çok kulak misafiri olmuşuzdur:
“Ahmet’i bulamadım ya, nerde haberin var mı?”
“Köyün suyu bozulmuş. Muhtar, Ahmet, daha birkaç kişi suyu onarmaya gittiler.”
“Ahmet bu gün nerde acaba?”
“Ahmet’i bugün muhtar birkaç kişiyle yol düzeltmeye götürdü.”
“Ahmet bu gün gene köyde yok ya, gördün mü heç?”
“Ahmet’ Köyöğön’e çeşme yapmaya götürdüler.”
Köy için yapılan bütün işlerin değişmez abonesi Ahmet’tir ve bu işler genellikle parasızdır.

Bazı işler vardır. Acildir. Hemen yapılması gerekir. Yapılmazsa  evlerde hayat çekilmez olur.
Evdeki musluk kapanmıyor mu? “Hadi Ahmet bakalım.”
Bahçedeki musluk akmıyor mu? “Ahmet hadi bakalım.”
Buzdolabı çalışmıyor mu? “Ahmet medet senden!”
Buzdolabı çok mu buzlanıyor? “Ahmet bundan ancak sen anlarsın.”
Kapı kilitli mi kaldı. “Ahmet bunu ancak sen açabilirsin.”
Kapı kilitlenmiyor mu? “Ahmet bunu ancak sen düzeltebilirsin.”
Bu kadar basit işler genellikle parasızdır. Ampul değiştirmenin nesinden para alacaksın? Musluk contası değiştirmeden de para alırsan ayıp olur. Hem de çoook.

İşler biraz zorlaşınca Ahmet’ten yardım isteme şekli de değişir.
Ahmet bizim ahır sıvanacak. Onu yarın sıvayalım emmisi be…
Ahmet bizim balkon korkuluğunda biraz kaynak işi var. Yarın yapalım goçum be…
Ahmet bizim bahçeye tel çekilecek. Yarın onu bir çekiverelim dayısı be…
Ahmet seni gökte ararken yerde buldum. Bizim bahçeye havuz yapacaktık, gecikti. Aman yarın yapalım aslanım be.
Yahu Ahmet, cıbanın duvarını ne zaman örecez?  Köyün malı melalı içinden çıkmıyor. Etme bu eziyeti bene be.
Aslan Ahmed’im. Kışın eli kulağında. Şu damı aktaracaksan aktarıver. Yok, eğer yapamayacam dersen bir yerlerden usta bulup gelecem
Bu işlerin ücreti de genellikle tam gün dolmayanlar “Gönlünden ne koparsa” tarifesindendir.
İşlerin yoğun olduğu zamanlarda doktordan randevu alır gibi Ahmet’en gün almak gerekir.
Ahmet bizim çifti de araya sıkıştıralım canım, olmaz mı?
Bize Patoz sırası hangi gün gelecek bilelim de, ona göre hazırlıklı olalım.
Ahmet, bizim samanı bir an evvel getirebilsek…
Bizim üzüm çekilecek ya sıra bize hangi gün gelecek?
Bize bir naylon gübre lâzım… Taşharman’da hazır. Ne zaman boşsun?
Bizim obaya bir naylon yem gidecek… Gündüz zamanın yoksa gece götürsek olur mu?
İşte böyle… Ahmet köyümüzün elinin ulağı mı, değil mi? Daha sayalım mı? Ahmet’in yaptığı yapacağı işler saymakla bitmez. Doğruya doğru. Ahmet köyün elinin ulağı.... Daha da öteye köyün birçok derdine deva olan eşi az bulunur bir ilaç. Köylülerimiz ufak tefek elekt       rik işleri için, su tesisatı işleri için, sıva, kaynak, duvar örme, marangozluk işleri, fayans kalebodur işleri için Manavgat’a ya da başka yerlere yorulmuyorlar. Bilen için ne büyük nimet…
Peki, bu kadar çok iş yapabilen Ahmet bu işleri yapmasını nerede öğrenmiş dersiniz? Sanat okulu mezunu filan mı? Haaayır. O zaman iyi bir usta yanında uzun süre çalışmış olmalı? Yooo… Okulunda okumamış, usta yanında çalışmamış, on parmağında on hüner… Nasıl olur bu iş?
Biz çocuklarımızın, gençlerimizin yetenekleri doğrultusunda okumalarını, iyi bir eğitim görmelerini elbette isteriz. Ama herhangi bir nedenden dolayı okuyamazlarsa dünyanın sonu değildir. Kendilerini tanıyabilirlerse, yeteneklerini keşfedebilirlerse iş kolaylaşır. Yetenekleri doğrultusunda cesaretle denemeler yapıp yeteneklerini geliştirebilirler.
Bakın Ahmet’ten örnek verelim. Ahmet, Tülüce Emmi’nin torunu. Taş kırmasını çok iyi becerir. Ama sadece taş kırmakla yetinmediyse nedir Ahmet’in Tülüce Emmiden farkı? Çalışma hırsı mı? Bu Tülüce Emmi’de de vardı. Ya ne? Öğrenme isteği, deneme cesareti… Ahmet cesur adam. Kaynak mı yapılacak? Bilmiyor… Ama hemen denemiş. İlkin bozuk olmuş. Ama sonradan düzelmiş. Boru mu takılacak? Hemen denemiş. İlkin zor olmuş ama deneye deneye öğrenmiş inceliklerini. Sıva mı yapılacak? “El yapar da ben yapamaz mıyım?” demiş almış malayı eline.
Herhangi bir nedenle okuyamayan çocuklarımız Ahmet gibi yapsalar ne kaybederler? Denemesi bir okka darıya mı? Atalarımız: “Dünya yedi kulplu bir kazan; birinden tut sen de kazan “ demişler. Ahmet köyde olduğu için bu işleri denemiş. Sen şehirdeysen şehirde olan işleri denersin.
Kimileri Ahmet’in işlerini beğenmiyormuş. Neymiş de sıva işinde mastar kullanmıyormuş…(Mastar: Sıvanın düzgün ve pürüzsüz olmasını sağlayan uzun araç) Neymiş de duvar örerken çirpi çekmiyormuş… (Çirpi: Duvar örülürken duvarın doğru olması için çekilen ip) Kimileri bu eleştirilere karşılık şöyle konuşabilir:
“Olabilir.  Beğenmezsen karşı lokantaya. Daha iyisini yapan usta bulursan ona yaptır işini… Şuna bak, Ahmetler’de dağın başında harçlı duvar yapan adam bulmuş ta çirpi arıyor… Evini ahırını sıvatırken mastar kullanılsın istiyor. Ahır sıvanırken ev sahibi “Mastara ne gerek var canım.” Dediyse Ahmet’in suçu ne burada?”
Laf aramızda böyle düşünenlere ben de katılmıyorum. Ben de Ahmet’in de diğer ustaların da duvar örerken çirpi, sıva sıvarken mastar kullanırlarsa daha güzel olacağını düşünüyorum.
Bazı insanlarımız yakınları için “Elinden bir iş gelmez. Kör iğneden beter” diye yakınırlar. Bazıları da kendileri için,”Kör iğneden beterim. Elimden bir iş gelmez” diye hayıflanırlar. Böyleleri bazan kendilerini kapıp koyverirler. Sonra da sahiden kör iğne olup giderler. Oysa kör iğne olmak ta beş parmağında beş hüner olan birisi olmak ta insanın kendi elindedir. Ya kendini kapıp koyverirsin, her şeyi oluruna bırakırsın... Ya da kendini tanımak, yeteneklerini keşfetmek için cesur olursun… Denemeler yaparsın… Yeteneklerini keşfettin mi ötesi kendiliğinden gelir. Sözgelimi siteye yazı yazmak için cesur olun, bir deneme yapın… Yeteneğiniz var mı yok mu bir yoklayın. Yazı yazmaya yeteneğiniz varsa bunu keşfetmiş olacaksınız. Cesur olup denemek ve devamlı alıştırma yaparak yeteneklerimizi geliştirmek… Bence Ahmet’in beş parmağında beş hüner olmasının sırrı budur.
Diyeceksiniz ki bu Ahmet bu kadar hünerli… Bu adamın hiç mi eksiği kusuru yok? Olmaz mı hiç? Var tabii. Var da… Kusur deyince bir anı geldi aklıma:
Ben çocukken babam kaşık, oklava gibi ağaç işleri yapardı. Oklavaların yapımı bitince onları tüfek gözler gibi gözünün önüne tutar, eğrisi, kusuru var mı diye kontrol ederdi. Bozuk yeri olanları düzeltirdi. Sonra oklavayı ben alır babamın yaptığı gibi yaparak kontrol ederdim. Sonra da “şurası bozuk, burası eğri” diyerek işe karışırdım. Babam yeniden bakardı. Kusur fazlaysa düzeltirdi. Kusur az ise bana döner usulca:
“ O kadarcık kusur kadı kızında da bulunurmuş” derdi
Ahmet’in de kadı kızı kadar kusuru olabilir. Çok mu? Keşke hepimiz “kadı kızı kadar kusurlu” olabilsek…

16 Aralık 2013 Pazartesi

Tarifsiz Acı

Sene 1959. Ali Koç Antalya'da okuyordu. İbrahim, Mustafa, ben Aksu'da okuyorduk. Ali bir pazar günü bizi görmeye gelmiş. Beraber gezdik, konuştuk, fotoğraf çektirdik. Belki de benim ilk çektirdiğim fotoğraftı bu.
15. Aralık 2013. Ali'nin Almanya'da öldüğü haberini aldık.
..................
TARİFSİZ ACI
İçime bir acı çöktü. İçime bir acı çöktü duyunca haberi. Zamansız ayrılıklar, erken ayrılıklar çok dokunuyor insana. Her yolun bir sonu var, tamam kabul, yaşama yolculuğumuzun da bir sonu var, ama bu yolun beklemediğimiz bir zamanda sonlanıvermesi bir fazla dokunuyor insana. İnsanın içine, insanın yüreğine bir acı çökeriveriyor.
Ali’yle çocukluğumuz beraber geçmişti. Köyde evimiz yan yanaydı. Yaylada aynı obada senelerce beraber oynamış, beraber oğlak gütmüş, beraber cula avına, yalı bülücü avına gitmiştik. Sacda pişen sıcak yufkanın yarısını ona yarısını bana dürüp vermişlerdi. Aynı tastan sütümüzü içmiştik. Bazen kavga edip birbirimizin elini kolunu ısırmıştık. Bazen birimizin anası evde olmayınca ötekinin çadırında kalmış, aynı yatakta sabahlamıştık. Yaylada kendi yaptığımız kumlu, tozlu yollarda, düzgün köşeli taşlardan olan arabalarımızı sürüp “şüfercilik” oynamıştık. Kardeş gibi beraberce aynı ortamda büyümüştük. Kardeş gibiydik. Yokluğunu duyunca içime bir acı çöktü. Tarifi zor bir acı. İçimi yakan, içimi ezen bir acı.
Okul yıllarında da kopmadık birbirimizden. Yarıyıl tatilinde beraberce Mezar Ardı’na doğru gezip güneşli günlerde üstümüzü çıkarıp güneşlediğimizi hatırlarım. Yaz aylarında Kazan Göbet’te neşeli günlerimiz geçmişti. Irmakta balık avlamıştık. O Antalya’da okurken biz Aksu’da okuyorduk Aksu’ya bizi ziyarete gelmişti. İbrahim, Mustafa, ben ve o beraber fotoğraf çektirmiştik. Bu belki de benim ilk fotoğrafımdı.
Okul bitince de hemen hemen her sene görüştük. Yaşam biçimimiz, hayat görüşümüz birbirine yakındı. Birbirimizle konuşmaktan keyf alırdık. Konuşacak ortak konumuz çok olurdu. Beraber olmaktan sıkılmazdık. İnsanlarımıza karşı bakış açımız aynıydı. Evimiz, çocuklarımız, işimiz konusunda da sevinçli, acılı duygularımızı hiç çekinmeden paylaşırdık. Özel konularımızı paylaşabileceğimiz birkaç kişiden biriydi. Konuşurken konuşmalarında art niyet aranmazdı. Özü, sözü birdi. Herkese karşı içten ve dürüsttü. Herkese yardım etmek isterdi. 
Köyümüzün, yurdumuzun sorunları onun da sorunları; sevinçleri onun da sevinçleriydi. Yazılarında onun “insancıl” yanı açıkça görülüyor. Babadan miras tutumluluğu, anadan miras titizliliği, düzenliliği onun yaşamında da görülüyordu. Yaptığı işin eksiksiz, düzgün olmasını isterdi. Onun özgüveni, girişkenliği onu Almanya’ya kadar götürmüştü. Eşi, çocukları orada yaşamaktalar. Orada yaşamaları zor mu olacak, kolay mı olacak bilemiyoruz.
Köyümüz değerli bir evladını kaybetti. Biz çok yakın bir arkadaşımızı kaybettik. Toplumumuzda Ali gibi özü sözü bir olan insan azdır. Onu kalbimizde yaşatacağız. Nur içinde yatsın.
Benim içime böyle bir acı çökeren bu beklenmedik kayıp diğer yakınlarını da acıya boğdu muhakkak.
Acımızı içimize gömelim. Eşine, çocuklarına kardeşlerine diğer yakınlarına başsağlığı dileyelim. Hepimizin başı sağ olsun

26 Kasım 2013 Salı

Ahmetler Kanyonu


Ahmetler Kanyonu'nun Yeri

Ahmetler Kanyonu ve Çevresindeki köyler
Kanyonun doğu sınırında Gençler ve Güçlüköy toprakları bulunur. Batısında Ahmetler toprakları vardır.
Resimdeki Köprüayağı ve Aşağı Değirmen (Kapuz Değirmeni) arasındaki beyaz çizgi olası HES tünelinin yerini gösterir.


Ahmetler Köyü yoluna sapıp ırmağa gelince köprüden 100 m. yukarıda kış aylarında ırmak suları böyle akar. Burası Ahmetler kanyonunun alt ucudur. Buraya "Köprüayağı" denir. Eskiden beton köprü yokken köylülerimiz buradaki doğal kaya yükseltileri üzerine iki, üç uzun ağaç koyup köprü yaparlardı. İnsanlarımız da keçi koyun gibi hayvanlarımız da kış aylarında korkuluğu olmayan bu köprüyü kullanırlardı. Ama kışın gelen büyük bir sel dalgası bu ağaçları alır giderdi Sadece köprünün kayadan olan ayakları kalırdı. Köprünün ağaçları arada bir yenilenirdi. Sadece ayakları devamlı kalıcıydı.  Onun için buraya Köprüayağı denmişti.

Ahmetler kanyonuna Ahmetler'de ve çevre köylerde Gapız - kapuz denmektedir. Kapuz, kanyon demektir.
Ahmetler Kanyonu Antalya'nın Manavgat ilçesi sınırları içinde denize dökülen Karpuz Çayı üzerindedir.Manavgat'tan Akseki'ye giderken 30. km. den Ahmetler Köyüne yol sapar. Yol Karpuz Çayı üzerinden geçer. Ahmetler Kanyonu köprünün yukarısında bulunur ve kuş uçumu 3.5 km. devam eder. Su yatağındaki dönemeçler hesaba katılırsa 5 km. civarındadır. Kanyonun yukarısında yakın zamana kadar Ahmetler çevresindeki komşu köylerin un öğüttüğü iki adet eski değirmen kalıntısı vardır.
Kanyon üzerinde özel bir şirket HES yapma girişiminde bulundu. Ahmetler ve komşu köyler insanları yıllardır kullandıkları ırmağın suyunun kullanma hakkının ellerinden alınacağını, kanyon içindeki bitkiler, dağ keçileri, balıklar gibi canlıların zarar göreceğini düşünerek kanyon üzerine HES yapılmasına karşı çıktılar ve yapılmaması için direnmeye başladılar. Bu direniş Manavgat'ta, Antalya'da bulunan çeşitli çevre dostu kuruluş tarafından desteklendi. Yerel ve ulusal medya da köylülerin HES yapımını engellemek için onlara ilgi gösterdi, destek verdi. Birçok kişi kanyonu tanıdı ve sahiplendi. Böylece Ahmetler Kanyonu sadece Ahmetlerin değil, yurdumuzun hatta dünya insanlarının bir ortak malı oldu.
Fotoğraf çekimi ile uğraşan bir kuruluş kanyonun yukarı ve aşağı bölümlerinin fotoğrafını çekti. Kanyonun tanıtımına katkıda bulundu. Bu yazımızda bu fotoğraflardan bazılarını sizlerle paylaşmak istedim.
Fotoğrafları paylaşırken daha tam tanınmayan kanyonumuzun bazı özelliklerini de sizlere anlatmak istiyorum.
Fotoğrafçı arkadaşlar dört noktadan havalanarak çevrenin fotoğraflarını çekmişler
1-Kanyonun başladığı yer olan Kapuz Değirmeni'nden (Aşağı Değirmen'den)
2 - Kanyonun bittiği yer olan Köprüayağı'ndan
3 - Yöreyi karşıdan gören Sarnıç Beleni'nden
4 - Ahmetler yolu üzerinde bulunan Akyalı'dan

Ahmetler Kanyonu yukarı Bölümü

Bayır Değirmeni - Yukarı Değirmen ve kapuz - kanyon girişindeki Kapuz Değirmeni yerlerinin Ahmetler tarafındaki orman  kesim alanı yukarısından görünüşü
Kanyonun giriş bölümünde de kayalıklar dik olarak yükselir. Bu dik kayalarda ancak sincaplar ve dağ keçileri gezebiliyor.
Irmağın kanyondan yukarısında vadi , kayalığı az olan dik yaçlı bir görünüm sergiler. Vadinin yamaçlarına yöresel ağızda bayır denmektedir. Bayır toprakları üzerinde su kaynakları ve çam, meşe ormanları bulunur. Kanyon girişinden 1 km. yukarıdaki değirmene "bayır değirmeni" ya da "yukarı değirmen" denirdi. Irmağın kanyondan yukarıdaki bölümünde yaz aylarında az da olsa sular akar. 
Aşağı Değirmen bölümünde V görünümünde vadi ve Çam ormanları biter, U görünümünde kanyon başlar. Kanyonun başladığı yerde de eskiden bir değirmen vardı. Bu değirmene de "Kapuz Değirmeni"  ya da "Aşağı Değirmen" denirdi.
Irmaktan kanyona akan sular yaz aylarında kaybolur kanyonun aşağı bölümlerine inmez. Bu kanyon su yatağının ırmak sularını sızdırıp yer altına geçirdiğini gösterir. Hatta ilk yağmurlardan sonra  bile kanyon içerisine akan  kalabalık sular kanyon aşağısına varamaz. Irmağın bayır bölümünde sular akar ama Köprüayağı bölümünde akmaz. Köprüayağından suların akması için kışın kalabalık sel suları gelip kanyon içindeki boşlukları doldurması gerekir.
Vadideki Çam ağaçları kanyonun da uygun yerlerinde yaşamaya devam eder.
.......................................................................

Ahmetler Kanyonu Aşağı Bölümü



Kanyonun aşağı bölümü Ahmetler ve Gençler köyleri arasındaki sınırı oluşturur. Bu bölümün uygun yerlerinde insan ayağı değmediği için nesli azalmış bazı bitkiler yaşama olanağı bulur.


Ahmetler Kanyonundan geçen Karpuz Çayı suları kışın çoğalır, yazın azalır veya kurur.  Üstteki resim 23Kasım 2013 tarihlerinde çekilmiştir. Görüldüğü gibi sular akmıyor. Derin yerlerde bazı su birikintileri var. Oysa aynı tarihte kanyonun yukarı bölümünde ırmakta su akmaktadır. Bundan da anlaşılıyor ki kanyona giren suların bir bölümü kanyonun yapısı sonucu yer altına sızıp kaybolmaktadır. Aşağı bölümde ancak derin yerlerde göletler halinde su kalmaktadır. Balık varlığı varlığını bu göletlerde devam ettirmektedir. Yüzme ve kano sporları da bu göletlerde yapılmaktadır.  
Bakan Bayraktar'dan tarihi itiraf geldi. Evet, küçücük derelere HES'lerle doğayı mahvetmişiz, çare nükleermiş. Ahmetler Köyü günlerdir nöbette. 
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/pinar_ogunc/pardon_kucuk_dereleri_bosuna_mahvetmisiz-1162676
.........................................

Kanyonun aşağısından yukarı doğru çıkıldıkça yandaki kayalar dik olarak yükselir. Bazı bölümlerde kayalıklar arasında oluşan düzlüklerde topraklar oluşmuştur ve buralarda başka yerde yaşamayan ya da nesli azalmış olan bazı bitkiler yaşamaktadır. Söz gelimi Sandal ağacı bu bölgelerde yetişir. Ancak hayvan besleyen çobanların kesmesi sonucu çevrede azalmıştır ya da tamamen tükenmiştir. Oysa kanyonun insan varamayan bazı bölgelerinde yaşlanmış Sandal ağaçları vardır. İlkbaharda kanyona uçabilecek uzaklığa konan arılar bu Sandal ağaçlarının çiçeklerinden güzel bal toplar. Sandal gibi başka yerlerde yaşama alanı bulamayan bazı bitkiler de burada insan ayağı basmayan yerlerde yaşama şansı bulabilmektedir.Keza burada insan ayağı basmayan sakin ıssız yerlerde dağ keçileri yaşamaktadır. Dağ keçileri kış aylarında çoğalmakta yaz aylarında ise yaylalara gitmektedirler.Kanyon kayalıklarında etçil kuşların yuva yapıp neslini devam ettirebileceği inler ve kaya oyukları bol miktara bulunur. Buralarda çocukluğumda bol miktarda kartal olduğunu hatırlıyorum. Atmaca şahin gibi kuşlar şimdi de bulunmaktadır.3.5 km kuş uçuşu uzunluğu olan kanyon üzerinde sadece Atlamba denen yerde geçit bulunur. Atlamba' ya Ahmetler tarafından insanlar ve davar sürüleri varabilir. Ancak Güçlüköy tarafında davar sürüleri gezemez. Dağ keçileri sulanmak için oradan ırmağa iner. Bazen avcılar da Güçlüköy tarafına geçmektedir, ancak kayalıklarda gezmek zor ve tehlikelidir.  Atlamba'nın Güçlüköy tarafında biraz yukarıda bir su kaynağı vardır. Eskiden de kullanılmış olduğu eski taş yapılardan anlaşılır. Suyun adı: "kirse Muarı" dır. Kirse, kilise sözcüğünün halk azında konuşulan şeklidir. Kilise pınarı adı, yakınlarında eskiden bir kilise olabileceğini çağrıştırıyor. Ancak görünürde eski bir yapı yoktur.  Varsa bile arazi çok yamaç ve döküntülü bir yapıda olduğu için kaybolmuş. Avcılar yakınlardaki inlerde bası resimlerin olduğunu anlatıyorlar. Çevlik ve Gözetaltı bölümlerinde Ahmetler tarafından kanyonun su yatağına kadar inilebilir ancak Güçlüköy tarafına geçit yoktur.Gençler Köyünün kanyonun aşağı bölümünde sınırı vardır.  Kızılkaya aşağısına konan arılar buradan kanyonda bulunan sandal ağaçlarına ilkbaharda uçabilmekte ve oldukça faydalanmaktadırlar.Irmak sularında yaşayan balıklar yazın sular kuruyunca derin yerlerde kalan göletlerde yaşamını devam ettirir. Kanyon yukarısındaki değirmen yatakları önündeki göletlerde ve kanyon aşağısındaki Köprüayağı denilen yerde balık avlanılabilir. Daha iri balık avlamak için kanyonun Atlamba denilen yerine gitmek gerekir. Oraya balık avlamaya gelen az olduğu için balıkları daha yaşlı ve iridir.Bazı turistik tur şirketleri kanyonun alt bölümü ile Çevlik arasında yürüyüş ve tırmanış turları düzenlemektedir. Köprüayağı denilen yerdeki doğal gölet üzerinde yüzme ve kano ile spor yapılır.

Akyalı Ve Çevresi

  Akyalı yukarısından  karşıdaki kartal yuvalarının, batıda ve güneyde bulunan toprakların görünüşü
Akyalının  yukarıdan görünüşü
Akyalı ile Cipcikli Çeşmesi arasında fotoğraf çekme çalışmaları. Yukarıdan fotoğraf çekiminin aşağıdan uzaktan kumanda ile yönlendirilmesi.
Akyalı'dan Değirmen Boğazı, Kayadibi ve Çakalköy'ün görünüşü
Susam Savırdığı, İki Korum, Kayadibi ve Değirmen Boğazı'nın görünüşü
Akyalı'dan karşıdaki inlerin görünüşü. Eskiden kış aylarında 
geceleri ve yağmurda bu inlerin her birinde bir davar sürüsü barınırdı. 

Sarnıç Beleni'nden Bakış
Tahta, Koramşa, kkanyon ve Kızılkaya'nın Sarnıç Beleni'nden görünüşü
Bük Alanı'nın görünüşü

Tahta ve Celal Yaka arazileri

Ortada Kızılkaya ve Gençler Köyü arazileri